30 Nisan 2016 Cumartesi

Marriage Contract Kore Yorumum ve Replikleri

Marriage Contract dizisini Ajusshi sebebiyle izleyeceğimi size şurada bahsetmiştim.


Dizinin konusu ve oyuncuları hakkında bilgiyi şuradan alabilirsiniz.

Dizi hakkında söyleyeceklerim;
  • Öncelikle şunu belirteyim ki diziyi izledim ama sevgili çevirmenimiz Seungrizm Yeppudaa için tekrar çevirecekmiş ve bende tekrar izlemeyi düşünüyorum.
Neden mi? Dizi çok mu güzel? Hayır, ama Lee Seo Jin'i enişte demetinize katmanızı rica ediyorum. Haha! Ondan biraz sonra bahsedeceğim, konudan sapmayım. Diziyi onun için tekrar izleyeceğim yoksa dizinin ayrıca bir albenisi yok.
  • Dizinin daha dramatik olacağını düşünmüştüm ama öyle değil. Sadece ufaklığın yani Uee'nin kızının bazı sahnelerinde "içinizi titretecek" klişesini yaşadığımı söylemeliyim.
  • Dizinin konusunda açıkça belirtildiği için spo olmayacağını düşünerek şunları söylemek istiyorum: Ölmek üzere hasta olan bir kadına aşık olan bir adam izleyeceğimiz vaat ediliyor lakin o duygu derinliği kesinlikle işlenemiyor. Bazı fedakarlıklar için ciddi bir duygu alt yapısının olması gerekir. Ama dizi içinde bu alt yapıyı oluşturacak sahneler izlemiyoruz.
  • Uee'ye olan nötr düşüncelerim bu dizi ile negatif oldu. Ah bir kere çok çirkindi bu dizide. Süslenip püslenmediği ilk dizisi olmakla gerçek Uee'yi izledik bence ve Lee Seo Jin yanında sırıttı. Hiç yakışmadıkları halde yine de Lee Seo Jin olayı toparladı diye düşünüyorum.
  • Genel olarak kötü ve hava da kalan sonu ile Lee Seo Jin olmasaydı hiç izlemeyin zaman kaybı derdim.
  • Buradan sonra izlemek noktasında aranızda Lee Seo Jin'e olan mesafeniz var.

Diziyi izlerken Twitter'da bolca yaptığım Lee Seo Jin güzellemelerini bir de burada yapacağım. Çekiliiin, yol açııın, Hiyaa huyytttt... İçimdeki ergen geliyor...



Bir kere bu adamın yanağındaki göçük gamze olamaz. Birisi dışarıdan mandalina ya da ceviz sokuşturmuş ve orada iz bırakmış olmalı. Belki kaza geçidi ve yanağının bir bölümünü aldılar. 0.o

Eğer uzmanların dediği gibi gamze kas dokusunun yoksunluğu ile alakalı bir özür ise bu adam bu büyüklükteki bir gamze ile Kore'den engelli maaşı almalı. 

Eğer yağmur altında gülse gamzelerine su dolar. 

Ayrıca Koreli belediyeleri göreve davet ediyorum. Bu göçüğü kapatsınlar, asfaltlasınlar. Zira bir çok genç kız içine düşüp hayatını kaybediyor.

Yani bu şey gamze olamaz. Olamaz Aniooo! 아니오! :D

Şimdi burada psikolog kişiliğim sizlere seslenecek. Etek ceket takım bi' kıyafet, gözlerimde kemik çerçeveli gözlüklerle altta yazdıklarımı söylediğimi farz edin, tüm ciddiyetimle. :)

Gamzeler her zaman kadınların yumuşak karnı olmuş, onların yoldan çıkmalarına sebebiyet vermiştir. Halbuki bilinen gerçek gamzeli erkeklere güven olmadığı yönündedir.



Ben de bu Ajummanın yalancısıyım, bilmiyorum. Çünkü henüz gamzesi olan bir adam tanımadım. Ha tanısam evlenebilirim çünkü. haha! 

So ji Sub bile gamze sever bir kişilikken bizim yaptığımız ayıp mı? Değil elbet.



Bir gamze güzellemesinin sonuna gelirken tavsiyemiz gamzeniz yoksa, var diye ısrar etmeyiniz. Kaldı ki benim gerçekten gamzem var :DD ama bu adamdaki göçüğü gördükten sonra gamzem var demeye utanıyorum.



Artık yasal uyarımı yapayım:

Buradan sonrası yüksek dozda spoiler içerir.

29 Nisan 2016 Cuma

Bu da Geçer Okur Yorumu

"Ben bu kitabı niye okudum yaea! Gitti paracıklarım" temalı bir kitap yorumunun giriş kısmındayım.

Kitabın ismi: Bu da Geçecek
Yazar: Milena Busquets

Bakın saygıdeğer okuyucu; kitabın arka kapağında aynen şu cümleler geçiyor:

“taslak olarak ortaya çıktığı anda dünya yayıncıları arasında bir heyecan dalgası yaratan ve henüz yayınlanmadan hakları 33 ülkeye satılan…”

Kitabı okuduktan sonra kitap hakkında yazılan bu cümleler için –eğer İngiltere’nin kayıp prensesi olmasam- tüm asaletimi bir yana bırakarak; Oha! derdim.

Bu kitabın taslağı yayıncıları heyecanlandırdı ise hepimiz yazar olabiliriz. Bu kitabı yattığım yerden sol ayağımla yazardım. (Höh yani abarttım biraz :) O kadar basit, o kadar boş bir kitap. Daha kötü kitaplar da okudum ama hiç değilse onların arkasında böyle iddialı tanıtımlar yoktu!


Şimdi efendime söyleyeyim kitapta Blanca var. 2 eski kocası, 1 –evli- sevgilisi ve 1 tane de ölmüş annesi var. Hanım ölmüş annesinin acısını seks ile unuttuğunu iddia ediyor. 2 eski kocası ve 1 evli sevgilisi ile tensel ilişkisine devam ediyor. Yetmiyor, yakın arkadaşlarının sevgilisi ile yakın ilişkiye giriyor. 2 oğlu var, onların yanında arkadaşları ile hep beraber esrar içiyorlar falan oh keyifler ala.

Tamam, bunları konu alan birçok çiklet kitap okuduk ama bunun o kitaplar gibi eğlendiren bir tarafı da yok. Hep bir kasvetli hava var. O kasvetin arka planında bir sır var, kitabın sonunda onu açığa çıkaracaklar diye bekliyorsunuz. O da yok! Başladığı kadar saçma bir şekilde sona eriyor.

Yayıncılarda heyecan dalgası yaratan konu neydi, çevirmen çevirmeyi mi unuttu diye hala merak ederken para ve vakit kaybı olan bu kitaptan uzak kalmanızı tavsiye ediyorum.


Hımm yalnız kitabın bende uyandırdığı olumlu etkiden bahsetmeden de yazımı sona erdirmeyim: “ohhoo bunu kitap diye bastılar, 20 TL etiket koydularsa ben de bir gün yazar olabilirim.”

Not: Sağ üst köşedeki anketi cevaplarsanız çok sevinirim.

28 Nisan 2016 Perşembe

Gerçek Evlilik Hikayeleri 7

Her zaman söylerim: Başıma ne geldiyse o koca çenemi tutamadığımdan geldi. Kocaman laflar edip sonrasında bu lafların altında ezildim. Ve biliyorum ki; evlilik mevzu olduğunda da ettiğim abuk sabuk lafların ceremesini çekeceğim. Bu yüzden ettiğim büyük laflar için her zaman af dilerim, Allah’tan. Atalarımız ne güzel demiş, büyük lokma ye ama büyük söz söyleme.

İşte bugün Amigurumi Cenneti’nin bize yolladığı evlilik hikâyesi de bu atasözünün canlandırması gibi. Böyle hikâyeler dinlediğimde ettiğim büyük lafları düşünüp nasıl altından kalkacağımı kara kara düşünürüm.

Sizi de etkileyeceğini düşündüğüm bu hikâye ile aranızdan çekiliyorum.

Amcamların hikâyesi daha çok hayattan ders çıkarma mahiyetinde.
Ders çıkarma işini genç ve bekâr olan kızlarımız üstüne alınırsa daha iyi olur. ^^

Yengem bize hep "aman kızlar genç kızların dilek kapısı açık olur diye söylenir o yüzden ağzınızdan çıkan kelimelere dikkat edin," der. Nasip kısmet bu işler büyük konuşmamak gerek.

Neden mi böyle söyler?


İşte hikâye burada başlar; amcam gençken yengemi cam silerken görür ve "şu kız kimin kızı," der ve çok beğenir. Hatta rahmetli babaanneme söyler ama kim olduğunu anlamazlar cam silen herhangi bir kızdır çünkü. :)

Yengem de amcamı bir yerde görür ve "Şu oğlan kim ki, kim evlenecek bununla? Merak ediyorum, kim alır ki bunu?" der. İste filmin kayışının koptuğu andır: Hayatinin en büyük sözünü eder. Amcam o zamanlar biraz deli dolu bir delikanlıdır.

Gel zaman, git zaman aradan belli bir dönem geçer ve bir düğünde yengem amcamı yine görür ama bu kez tanımaz. Hayat bu ya sihirli sözcükler orada dilinden dökülür:

Bu kim ki? Çok yakışıklıymış, keşke Allah beni ona yazsa" der veee bu dilek kabul olur.


Simdi otuz yıllık evliler ve 4 çocukları var. Bu olayı her defasında bize anlatır ve hiç bir zaman büyük konuşmamızı tembihler. 

Hayat bu ne olacağı belli olmaz. Olayı tam olarak bilmesem de " dünyada bir oğlum bir de o kız kalsa yine de almam o kızı oğluma " diyen kaynana adaylarını da tanıyorum hepsi de oğullarını o kızlar ile evlendirdiler. 

Neymiş efendim kıssadan hisse: kulağımıza küpe olsun evlilik konusunda dâhil hiç bir konu hakkında çenemizi kocamaaaaan açmamalıymışız...

Not: Sizlerde kendinizin ya da akrabalarınızın böyle evlilik hikayelerini bizimle paylaşmak isterseniz nabrutvebiz@gmail.com adresinden bana ulaşabilirsiniz.

Not 2: Sağ üst köşedeki anketimi cevaplarsanız çok mutlu olurum.

Yazı dizimdeki diğer yazılar:

Görücü usulü evlilik nedir?

Görücü usulü evlilik "Usulü"

Görücü usulü evlilik hakkında bilinmeyenler


Evlilik Hikayeleri 12345, 6

27 Nisan 2016 Çarşamba

Mehmet Aslantuğ Yeniden Ekranlarda!

Akşam çayları doldurduğum sırada annem; hey seninkinin yeni dizisi çıkmış herhalde, diye sesleniyor. Çaydanlığı yerine yerleştirip televizyonun karşısına geçmem kaç saniye sürüyor bilmiyorum. 

Televizyonda beyaz atletiyle birazdan mangal yelleyecek amcalar gibi gözüküyor ama aşk böyle bir şey, onu her hali ile seviyorum. Yaşlı baba rolünü falan canlandırmadıkça bir sorun olmuyor. 

Sonra çocuklarının okul taksitini görüp içerleniyor. Yok, yapma diyorum senariste. Fakir rolü vermeyin, kıyamam. Şu bakışa bakın. 



Tam bu bakışı attığı anda arkadan Mazhar Alanson’un zannettiğim bir ses yükseliyor. Yalnız değilsiniz diye güzel bir şarkı başlıyor. Allah diyorum şarkıları da Mazhar Alanson seslendiriyor, acayip güzel bir dizi olacak.

O sırada şu sahne geliyor, gözlerine güneş vuruyor, bal rengi gözleri ortaya çıkıyor. 



Tam bu anlarda dizi değil reklam olduğuna dair düşüncelerim oluşuyor lakin kabullenmek istemiyorum. Psikolojide buna savunma mekanizmasının inkâr etmesi diyorlar değil mi? 

Sonra bu sahne geliyor ve ben Ugi yerinde oturmak isteği ile doluyorum. 



Çoktan Ugi’nin diziden bir karakter değil reklamın ta kendisi olduğunu anlıyorum. Mehmetçiğim ile aramıza Garanti amblemi giriyor. Reklam bitiyor. Ve bendeniz büyük bir hayal kırıklığı içinde perişan halde kala kalıyorum. 

Arkadan hayali olarak da olsa İbrahim Tatlıses'ten dertler derya olmuş ve Mahsun Kırmızıgül'den Yıkılmadım şarkısı  kulağıma geliyor.

Tüm bu düşüncelerim ve duygu geçişlerim ise bir reklam müddetince yani 1,5 dakikalık bir süre zarfında gerçekleşiyor.
Ve perişaniyyetimi arz etmek üzere size bu satırları yazmaya karar veriyorum.

Ah, ah sayın okuyucu. Bunun sonucunda 9 yaşından beri yaşadığım tek taraflı aşkı kendileri zat-ı şahane bu sene de güzel bir dizi ile dönmezse kalbime gömmeye karar veriyorum.

Reklam filmini henüz izlemedi iseniz:



Not: Şarkı Nil Karaibrahimgil’e aitken, seslendiren ise Mehmet Erdem’miş.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...