25 Nisan 2015 Cumartesi

A hard Day Kore Filmi

Lee Syun Gun'un Miss Korea dizisinde o kadar yaşlanmıştı ki, çok üzülmüştüm kendi adıma.☺
Ama bu filmde eski haline bürünmüş, pek hoştu, başlangıç olarak bunu söyleyebilirim.

Filmin ismi A hard Day.



A Hard Day filminin konusu: Filmin anti kahramanı Lee Sun Gyun bir polistir.
Annesinin cenaze töreninden dönerken bir adama çarpar, adam ölmüştür.
Gecenin karanlığından yararlanarak suçunu örtbas etmek ister, ölüyü sarıp sarmalayıp arabasına atar.
Ve onu annesinin tabutunun içinde annesi ile beraber gömer.
Ama onun yaptığı kazayı gören bir tanık vardır ve onu tehdit etmektedir.

Türü : Gizem-gerilim-aksiyon-suç

*Filmi sevdim.
*Ama Kore filmlerinin geleneğini bilirsiniz, ilk 1 saati monoton devam eder, son bir saatte de sizi hayretlere düşüren sırlar çıkar.
Aynen bu filmde öyle.
*İlk bir saat bu film ne zaman biter acaba diye, düşünürken 2.saat çok heyecanlıydı. Nasıl bitti anlamadım.
Hele ki sonunda -aaa diyerek ağzımı kapatmadan edemedim.

Tavsiye olunur.

Blog'umda yazdığım tüm dizi ve filmleri alfabetik olarak sıraladım.


Buradan hepsine ulaşabilirsiniz.

24 Nisan 2015 Cuma

Göz Kırpmayı İhmal Etmeyin

Giriş bilgisi: Başlıktan yola çıkarak yaramaz düşünceler aklınıza gelmesin.☺

Şimdi gözlerinizi kırpın. Hatta bu yazıyı okurken ara ara gözlerinizi kırpmaya devam edin.

Neden? Şöyle...

Çocukken annem kalkın şu bilgisayarın başından gözlerinizi bozulacak derdi, hala demeye devam ediyor ve eminim ki hepiniz annenizden benzer replikleri işittiniz.
-Off anneee, 5 dakika sonra kalkacağım sööz, dediğimiz 5 dakikalar ise hiç bitmedi.


Sonra ben büyüdüm. Annem hiç pes etmedi.
Ama ben artık off annnee diyen, ergen değildim, bilinçli bir bilim kızıydım. Hahah!

Anneme anlattım. Gözleri bozan ve yoran bilgisayar ekranı değildi. Gözleri kırpmamaktı.
Tam burada lütfen gözünüzü yine kırpın sayın okuyucu.


Evet, ilk defa duyanlar için açalım.
Bilgisayar ekranına bakarken gözlerimizi kırpmayı bir nevi unutuyoruz.
Gözü her kırpışımız ise göz için yağlı boya, cila kıvamında bir yenilenme sağlıyor.
Bilgisayar ekranına bakarken bu kırpışları azaltmak ise buna bağlı olarak gözü yoruyor yorulan yağı gazı ve bil umum teçhizatı sağlanmayan göz bozuluyor elbette.

O yüzden bilgisayar başında bol bol göz kırparak gözüme sahip çıkalım.

Kamu Spotçusu Nabrut Bildirdi.

22 Nisan 2015 Çarşamba

Google'da en çok aranan kelimeler

Google aramaları yazı dizimin bu ayki aramaları.






Kimseyi beğenmeyen evde kalır aramasını bana yollayan Google amcanın paranormal aktiviteler içinde olduğunu düşünüyorum.
Biliyorum, tamam, çoktan evde kaldım. İlan da ettim. Daha ne istiyorsun, üstüme gelme.




Bir nabrutun günlüğü :P






Toz pembe bakmak deyimi nasıl ortaya çıktı merak ediyorum. Pembe bir kadın rengi olduğu için bu renk üzerinden iyimserlik anlatılmaya çalışılmış olabilir mi acaba?





Erkekler kimlere kötü davranıyor'un cevabı işte tamda şurada.





Aynısından sana sevgili tazmanya canavarı.
Bu arkadaş da ara ara blog'uma uğruyor, ama anlaşamıyoruz bir türlü.





Devreler iptal benim.
O fantezi erkeğin kadını taşıması değil miydi?
Yoksa, aman Allah'ım erkekler böyle bir fantezi mi kuruyor? 
Hahah!



21 Nisan 2015 Salı

Çocukluk Travmaları

Çocukken yaz aylarında, hafta sonu gelecek de, pikniğe gideceğiz diye karnıma ağrılar girerdi.
Salon erkeği kıvamındaki babamın, -beyaz atletli göbekli amca- aktivitesini neden bu kadar sevdiğini yıllar sonra anlayacaktım.
''O bir et oburdu.''

Benim o yaşlarda pikniği sevmeme nedenime gelirsek, sanırım yorgun argın, açık hava çarpmış olarak eve dönen bünyemi, annemin iterek banyoya sokması, yetinmeyip derimin altındaki organlarıma ulaşma isteği ile hunharca beni keseleme eylemiydi.


Börtü böceğe kol kanat açtığım, toza toprağa bulandığım için annem beni aklayıp paklamaya çalışırdı tüm iyi niyetiyle, bense, bense, ben talihsiz yavrucak o yorgunluğun üzerine, üzerime uygulanan güç denemelerinden hiç hoşnut olmazdım.
Zaten et de sevmezdim.

Yoksa ben de piknikte topraklarla yemek yapmayı, mesela, ağaç yapraklarını çamurdan yapılma pirinç ile sarmayı severdim.
Tombik oynardık, ip atlardık, salıncak kurardık...



Şimdi büyüdüm, pikniği seviyor muyum?
Mangalda et, tavuk kanat, çay kahveyi çok seviyorum. Lakin halen piknik sevmiyorum. 
Eskiden pikniğin tek sevdiğim kısmı oyun oynamakken, şimdi en sevdiğim kısmı yemeği pişirip önüne getirenin erkekler olması.

Not: Resimler Instagram hesabımdan alınmıştır.

Talihsiz Yavrucak Nabrut Bildirdi.

20 Nisan 2015 Pazartesi

Sarah Jio

Bu haftaki misafir yazarımız Aylin Aktaş bize bir kitap tavsiyesinde bulundu.
Konu kitaplar olunca kayıtsız kalmam mümkün değildi.
Aylin bir Sarah Jio kitabını yorumlamış. Notunda ise ne kadar cömert olduğunu okuyacaksınız.
Kitaplarını paylaşmayı çok seven yazarımızla çok zıt özelliklere sahibiz.^^
Her şeyimi isteyebilirsiniz ama kitabımı asla, diyen o huysuz kitap kurtlarından biriyim çünkü.

''Merhaba Nabrut sevenler ben de sizin gibi Nabrut’un yorumlarına bayılıyorum, her ne kadar geç bulmuş olsam da eski yazılarını fırsat buldukça okuyorum.
Geçen gün misafir yazarlıkla ilgili yazısını okuduğumda acaba yapabilir miyim diye düşünürken, Nabrut’a mail yazarken buldum kendimi.
Kendisine buradan teşekkür etmek istiyorum, çünkü bu benim okulda yazdığım kompozisyonlardan farklı ilk yazım oluyor, cesaretlendirmeseydi hemencecik vazgeçecektim.
      Sözü fazla uzatmadan sizlere severek okuduğum bir yazardan bahsetmek istiyorum Sarah Jio.
Hayatım boyunca hep bahanelerim vardı kitap okumamak için ama şimdilerde şunu fark ettim ki eğer tarzınıza göre kitap alırsanız kitap okumak çoook eğlenceli bir şey.Sarah Jio’yu en çok satanlarda tanıdım.Bütün kitaplarını okumayı başardım. Genel olarak şunu söyleyebilirim ki, romantik duygusal ve geçmişle geleceğin karması konular ilginizi çekiyorsa mutlaka okumalısınız.
     Sarah Jio’nun okuduğum son kitabı dün bitirdim adı Gündüzsefası.



Büyüsü kaçmaması açısından şöyle bir bahsedip geçeceğim. Başlangıçta; ünlü bir gazetede editörün hayatından bahsediyor. Maalesef editörümüz işine çok düşkün ve bu işi yüzünden hayatının aşkı eşini ve biricik kızını kaybediyor. Bu acıdan kaçmak için Seattle’da yüzen bir eve taşınıyor. Taşındığı evdeki eski bir sandıkta buldukları merakını uyandırıyor ve geçmişi aydınlatmayı kafaya koyuyor. Bu arada asla yapamam derken yeniden aşkı buluyor ya da öyle mi sanıyor? Bence okuyun bu soruları kendiniz cevaplayın, kendinizi duygularınızı yoklayacağınız bir kitap şiddetle tavsiye edilir.
Not:Fotoğraf bana ait değil.Okuduğum gibi isteyenlere kitaplarımı vermeyi seviyorum, evde durup bakmaktansa elden ele gezmesi daha mantıklı geliyor.

Blog sahibinin notu: Nabrut severler başlığın beni çok mahcup etti, böyle şeyler beni utandırıyor, çok incesin, çok teşekkür ederim.
Samimi yazın için ayrıca teşekkür ederim.
Ellerine sağlık, yolun, bahtın açık, daha nice kitapların olsun.




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...