29 Haziran 2015 Pazartesi

Günlük Bakım

Sadeliği severim. Her şey dozunda olmalı. Bunu yazdığımı yakın arkadaşlarım duysa çok süslü belki de rüküş olduğumu savunacak ama bana göre sadece bazen abartıyorum. Bazen işte…
Yaşlanmaya başlayıncaya kadar hiç makyaj ihtiyacı hissetmedim. Son 2-3 yıla kadar da makyaj malzemesi nedir bilmezdim. Son yıllarda ay ben ne yaşlandım, iyice çirkinleştim telaşı ile bu mecra ilgimi çekmeye başladı.
Basit günlük makyaj diyebileceğimiz bana göre temizlik ritüelim şöyle:

1-Dermalogica Dermal: Derideki ölü hücreyi bile temizleyen, parlatan bir temizleyici. Gözle görülür bir temizlik sağlıyor. Çok memnumum. Ama ağır bir temizleyici olduğu için cildimi yormamak adına haftada sadece birkaç kez kullanıyorum.

2-Missha No 21: Sabah erken evden çıktığım zamanlarda yüzümden düşen bin parçayı toparlar, canlandırır. Bb cream en sevdiğim makyaj malzemesi diyebilirim.

3-Hamilton Super Block spf80: Hassas cildim ve bronzluğu sevmeyişimden dolayı tekrar tekrar almak istediğim bir ürün. Ve tabii yağsız, yapış yapış olmayan yapısını çok seviyorum. 

4-Cyrene ozon yağı: Kimyasallara boğulmamak adına nemlendirici olarak kullanıyorum. Kırışıklıklara iyi geldiği söylense de ben öyle bir etkinin farkında değilim. Çok kotu kokuyor evet ama artık alıştım. Gece yatarken sürüyorum. Sabah namazında yüzümü yıkıyorum. Cildi canlandırmada gözle görülür etkisi var.




5-Deotak deodorant cream: Bence asrın buluşu. Kokulu koltuk altı ürünlerinden nefret ederim. Çünkü kokuları parfümüme karışır ve hep bebek poposu gibi pudra kokar. Ama bu urun kokusuz. Çok terleme sorunum olmadığı için bende ise yarıyor ama aksi durumdaki kimseler için ise yarar mı bilmiyorum. 

6-Blistex med plus: Bununda asrın icadi olduğunu düşünüyorum. Benim gibi mentol sevmeyenler için eziyet olsa da dudaklarımı yumuşacık yaptığı için katlanıyorum. Hiçbir lipbalm bu etkiyi sağlamıyor, net.

7-Clinique maskara: Uzatan, dolgun gösteren vs. vs. markanın tüm rimellerini seviyorum. Gözlerim çok hassas ve şimdiye kadar denediklerim arasında günün sonunda gözlerimi kan çanağına döndürmeyen tek ürün. 

8-Chanel Change: Yaz ve oruç nedeniyle aramıza ayrılık girdi. Şimdiye kadar kullandığım en ağır ve kadınsı koku olması hasebiyle çok çok sevdiğim bir parfüm. Yaz kış ayrı parfüm kullanmam. Bir parfüme bağlanır, üst üste aynısını alırım. Bir kaç yıl aynı kokuyu kullanırım, tenimle bütünleşip artık kendim, elbiselerimde vs. de bile duymaz oluncaya kadar değiştirmem. Kendiniz duyamaz hale gelince şişeyi boca etmek deyiminin faili oluyorsunuz çünkü.

9-Bioderma yüz temizleme suyu: Bu öyle bir makyaj temizleyici ki burada övmeye bile hacet duymuyorum. On numarayı hak eden bir ürün!

Parfüm sıkamayacağım durumlarda parfümlü vücut losyonlarını tercih ediyorum. İnstagram'da paylaşınca abdest ile ilgili bir soru gelmişti. Size de fikir olması açısından burada da yazayım. Yanımda her daim makyaj temizleme mendillerinden taşırım. Abdest almam gereken durumda önce mendillerle makyajımı siliyorum, pratik oluyor. Gerçi o mendiller cildi biraz kurutuyor ama idare ediyorum.

Saçlarım için kullandığım bittikçe tekrar aldığım kategorisine giren ürünleri de başka bir yazımda yazarım.
Sizin son zamanlarda bayıldığınız, asrın icadı diye tavsiye edebileceğiniz ürünler var mı?



Producer Dizisi Hakkındaki Yorumum ve Replikleri

Daha yayınlanmadan haberlerini takip etmiş, size  bahsetmiş, eş zamanlı izleyeceğimi söylemiştim. Heirs'ten sonra beni yanıltan ilk dizi oldu Producer.
Dizinin konusu ve oyuncuları hakkında şuradan bilgi alabilirsiniz.


Dizi hakkında söyleyeceklerim;

*Dizinin herhangi bir konusu yok. Belgesel desen değil, tanıtıcı desen değil, dizi hiç değil. Yani ne olduğu belli değil.
*Romantizm yok, aksiyon yok, dram yok. Bu şartlarda bir dizinin varlığından bahsetmek mümkün değil.
*Peki siz ne izlediniz derseniz; 12 bölümün ardından düşünüyorum da hiç bir şey aklımda bile kalmadı.
*Dizinin tek artısı Kim Soo Hyun. Yine Dream High'da olduğu gibi burada da diğer oyuncuları ezip geçmiş. Zaten, o diğer oyuncular neden bu diziyi kabul etti, böyle senaryosu bile olmayan bir yapımda neden yer aldı ayrı bir tartışma konusu.
*Diziyi tanıtırken belki şöyle bir tanım yapabilirim: Realty Show'ların perde arkası, çekim süreci.
Ama böyle bir tanım yaparsam da tam olarak bu tanımın hakkını verdiklerini söylemek yalan olur.
*Öyle işte. Başrol oyuncularına sempatiniz varsa, onlar hatırına izlerim diyorsanız serbestsiniz elbette. Aksi halde 1,5 saatlik bölümleriyle tamamen zaman kaybı. Saçma, tatmin etmeyen sonundan bahsetmiyorum bile.


Hiç mi olumlu bir şey yok derseniz;

27 Haziran 2015 Cumartesi

Devam Eden Kore Dizileri Hakkında

Okulların tatil olması ve ramazan dolayısıyla tatillerin ertelenmesi herkesi eve bağladı.
Sahura kadar olan vakit çok kısa olunca da uyumuyor ne yapıyoruz dizi film izliyoruz. -Bazılarımız tabii-
Durum böyleyken herkesin ortak derdi "ne izlesem?"

Facebook ve Twitter üzerinden devam eden diziler hakkında sorular alıyorum?
Nasıl gidiyor, beğendin mi, bende izleyeyim mi?
Aslında bitmemiş bir dizi hakkında iyidir ya da kötüdür diye bahsetmeyi sevmiyorum. Çünkü 6. bölüme kadar çok sıkıcı olup sonrasında efsaneleşen en sevdiklerim arasında giren birçok dizi var.

Ama bu sefer bir fikir oluşturması açısından yazacağım.

Uyarı: Bitmeyen diziler hakkındaki görüşlerim, diziler bittikten sonra değişebilir. Tavsiye olarak değil, fikir almak babında okuyunuz.

26 Haziran 2015 Cuma

Sesi kısınız

Konuşuyormuşuz ama aslında yanlış duyuyormuşuz.
Yani duyduğumuz, karşımızdakinin duyduğu ile aynı şey değil.
Konu karıştı yine. Baştan başlayayım. 

Çocukken boş kaset bulup rec tuşuna basar ve radyoculuk oynardım. Spiker olurdum. Bazen bir çizgi film anons eder, bazen bir şarkı. 
Sahi nerede o kasetler? Bu gittiğimde Ankara’da arayacağım, neredelerse bulacağım. 
İşte bu radyoculuk serüvenimde bana yabancı gelen sesimden yola çıkarak sesimin mikrofonik olmadığını sandım hep.


Sonraki yıllarda videolarda çıkan sesimde bu tezimi doğrular nitelikteydi.
Lakin bu gerçeği öğrendikten sonra kendime yabancılaştım. Gerçek şuymuş ki; -bilimsel açıklamaları geçiyorum- ses tellerimize çok yakın olduğumuz için (en basit açıklamayla) kendi sesimizi farklı duyuyormuşuz. Aslında başkalarının duyduğu ses ile bizim videolarda vs. de dinlediğimiz ses aynıymış.

Yaş 27.
Bu gerçeği öğrenmek için epey gecikmişim. Neyse ki radyocu olma aşkı ile yanıp tutuşup sesimden ötürü vazgeçmiş falan değilim.
Ama size şunu itiraf edebilirim:
Bu gerçeği öğrendikten sonra sesimi kaydedip birkaç defa insanların ne duyduğunu bende tekrar duymak istedim.

Sonrasında ise bu sesle çevremde yaşamlarını devam ettirmeye çalışan anne babam başta olmak üzere tüm eş-dostuma minnet duydum. ☺☺☺

25 Haziran 2015 Perşembe

En sevmediğim huyum dürüstlüğüm (!)

Eğer bir silginiz olsaydı benliğinizden hangi sevmediğiniz yönünüzü silerdiniz?
Dürüstlüğümü, şahane bir insan olmamı, mütevazılığımı, sempatikliğimi ve tatlılığımı, bunun yanı sıra  eğer mümkünse hep başıma dert olan güzelliğimi silmek isterdim.

Ahah! Yukarıdaki satırlarda tamamen yalancı ve samimiyetsiz herhangi bir insanın cevabını okudunuz. 
Hani şu dürüstlüğünün en sevmediği huyu olduğunu iddia eden düzenbaz insanlardan bahsediyorum.


Bu soruyu ya da şöyle ifade edeyim; Şemspare bana bu mimi yollayınca düşündüm.
Hakikaten mümkün olsaydı, dürüst olmamak üzerine kurulu yaşayışımı, insanları başından savmak babında herkese tabii, tabii deyişimi, insanlarla uğraşmamak adına salakmışım ayağına yatıp her dediklerini kabullenirmişim gibi davranmamı, işte bu huyumu silerdim.

Sonra geçmişimden bir kaç insanı silmek isterdim, hatta mümkünse fotoğraflarımdan, anılarımdan, rüyalarımdan... Gerçi bunu kim istemez.

Benliğimden nefsimi silerdim. Yaşımdan bir kaç yıl silerdim. Dikkafalılığımı, inatçılığımı silerdim.
Kendi kendime yetmek istemezdim, zayıf bir kollanmaya korunmaya muhtaç bir kadın olmak isterdim. 
(Çünkü kendine yetmek bir zaman sonra çok yorucu oluyor)

Aslında daha çok şey yazmıştım da, başınızı ağrıtmamak adına onları da sildim.
Siz de yorum yazar mısınız?
Siz neleri silmek isterdiniz?

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...